facebook

30 Eylül 2011 Cuma

seçmeler..

Her fikir, o fikri ortaya atanlar tarafından en iyisi kabul edilir. Bu insanın doğasında vardır. Söylediği, yaptığı tüm şeyler en iyidir, en güzelidir, en tartılmazıdır. Bugün ortaya çıkan fikir diye dolaşan pespayelikler de kendini böyle tanımlıyor. Ve her pespayelik ne yazık ki yeni pespayelikler doğuruyor. Ne zamana kadar sürecek bu olgu. Gerçek bir fikir adamının ortaya hakikaten fikir ortaya atmasıyla..mesela Karl Marks’ın sosyalizmi, veya tüm eksikliğine rağmen batı liberalizmi-burada bizde liberalcilik oynayan liboşlar lütfen üstüne alınmasın-veya kendine özgü sistematiği olan ATATÜRKÇÜLÜK gibi. Toplumların aydınlanabilmesi için mutlaka fikir aydınlarımız, edebiyatçılarımız, sinemacılarımız elini taşın altına koymaları gerekiyor. Bize uygulanmak istenen, sistem diye yutturulmak istenen içine din soslu kötü taklit edilen liberalizmin en kamburumsu hali. En iğdiş edilmiş sistemle beyinlerimizi ele geçirmeye çalışıyorlar. Ve bunu cemaat kültürüne bulanıp yapıyorlar. Yani onların arkasına sığınıp, halktan normal zamanlarda olsa hiçbir zaman onay alamayacakları vakıa iken, kuzu postuna girmiş kurt suretleriyle bizi batıya iliştirmeye çalışıyorlar. Buradaki iliştirmeyi dünün sömürgesi (emperyalizm) diye okursanız ne demek istediğimi anlarsınız. Atatürk ve ATATÜRKÇÜLÜK’ün üstüne yepyeni yorum katabiliyor musunuz. Hayır! Sizin getirmek istediğiniz sistem Osmanlının yıkılmasına sebep veren, ve adını neo-osmanlılık denen ufuksuz, derinliksiz tam bir ütopya tanımına bile fazla gelen kafdağları masalı. Bu sistemde ihale kapma, babadan oğla rant devşirme, varoşları makarna, adi kömür, beyaz eşyayla uyuşturup bu kirli düzeni olabildiğince sürdürme var. Millet zenginleştiğini zannederken çorabına, pantolonuna, gömleğine, ceketine, ekmeğine kadar borçlanıyor. ve bu durumu anlayana kadar da atı alan almış, üsküdar’ı geçmiş oluyor..kim: bu düzeni iliştirmeye çalışanlar. Öyle ki yapılan güzel şeyler bu zamana kadar geçmiş iktidar dönemlerinin yapmaması, yapamaması büyük bir hataydı. Ama bu dönemin yapıp yıktıklarını, bunların yerine gelecek hiçbir iktidar dönemi yerine koyamayacaktır. Çünkü pandoranın kutusu açılmış, cin şişeden çıkmıştır. Ülke bütünlüğü ve birliği tehlikededir. İnsan artık sokakta değil evin de bile rahat değildir. (T.R.Karabandoğlu-Doktrinler ve ATATÜRKÇÜLÜK-kısa bölüm)


Türk tasavvufunda "en el-hak" düşüncesi vardır..hallac-ı mansur kullanmıştır bu kavramı ilk..hepimiz Tanrı'nın yarattığı silüetleriz..dolayısıyla hepimizde bir bukle hak'tan esintiler vardır..o yüzden Tanrı  ne yaptığımızla, ne yazdığımızla ilgilenmez..gözler o..seyreder, yarattığı tabloyu yorumlar..bizler tanrı'nın yarattığı silüetler olarak, hoşumuza gitmeyen fikirleri, birbirimizin yaptığı eserleri izlememiz, yorumlamamız gerekir..eğer hoşumuza gitmeyen, bizi yansıtmayan fikirler varsa da , o yapılanları seyretmeyiz, okumayız ve böylece o yapılanlar bizim hayatımızın dışına çıkar..o eseri oluşturan da rahat eder..o eserden kendine pay çıkaran da rahat eder.. böylece düşüncenin güzelliğine, bir fikrin olgunlaşmasına yardımcı oluruz..t.r.k.oğlu(düşüncenin yol çizelgesi-kısa paragraf başlıklarından seçmeler)

bu cıvıldama saçmalığından bugünlük çıkayım bari..inanılmaz kalitesizlik ve görgüsüzlük var..yarattıkları düzenin insancıkları..yorum yok..espri yaptıkları sandıkları absürd(saçma) bile değil..böyle bir toplum olduk işte..ve oturup başkalarının kusurlarıyla uğraşıyoruz ya bir de bu kafayla..sentez yeteneği kaybolmuş insanlar yarınlarımızı belirliyor ve kendilerinin yanında bizi de yakıyorlar..eskiden arabesk vardı..araplara özgü..üstüne pop kültürü de eklemlenince olduk poparabesk..yaşam tarzlarına karışmaya hiç hakkım yok, niyetim de yok..ama kalitesizliğe de bir dur demenin her düşünen adam için elzem olduğuna inanıyorum..sosyologların ve sosyal psikologların çok daha öne çıkıp bu durumu tartışmasını gerektiğine inanıyorum..bu gençlerimizin çoğu üniversite öğrencisi,veya mezunu, kimi meslek sahibi..tepeden ayağa saçmalıklar abidesi olduk..yaşanan her toplumsal olayın bize travmalar yaratmış olduğunu hesaba katıyorum.. bu yüzden sosyologlarımızın yanına sosyal psikologlarımızı da katıyorum işin içine..yoksa sokaklar cinnet geçiren insanlardan ve bu durumu olağanmış gibi seyreden doyumsuz ve umursamaz insanlardan geçilmeyecek..bir toplumun bitme noktasına gelindiğine işarettir bu..çok sert eleştiri bunlar..ama dağdaki çobana bırakırsanız bunları, çoban da ancak bu kadar yapabilir..siz daha yumuşak hallediverin yarınımızı paramparça ediverecek bu korkunç olguyu..vücuda giren bir zehir var ve panzehir üretecek aydınlar zehirle kadeh tokuşturuyorlar ne yazık ki..(t.r.karabandoğlu)

27 Eylül 2011 Salı

ÇÖZÜMLEME

ROMANTİK

-          Niye sesimi kimse duymuyor ki..saksıdaki çiçeğin pencereye serenadı..
AFACAN SENİ
-          Yaramazlık yapmasaydın sen de..
-          Ama anne..
SIKINTILI
-          Kirayı geciktirdin sen..buraya alamanya’dan dönecek oğlum oturacak..
MERAKLI PAPARAZZİ
-          Şimdi içerde, bir kanepede oturmuş karşılıklı şarap içiyorlardır..göremiyorum ki..
TARAF
-          Yatak odasından sesler geliyor..vermiyorum bugün olmaz..koncu bunlar..gizli belgenin dibini bulduk nihayet..
T.R.Karabandoğlu- Bel Kemikli Öyküler

26 Eylül 2011 Pazartesi

KENDİM..

-       kendimi çok seviyorum ne de olsa o bir Atatürkçü:))
-       teşekkür ederim aşkım..
-       sende kimsin ya..
-       kendimim..
-       ben kendime söylemiştim onu..
-       e ben de kendimim işte..
-       kendi kendimime söylemiştim..
-       ben de kendi kendimimin kendimiyim anlıyorum ben seni ve seni seviyorum..
-       oof tü-kendim..
Tezel Refik Karabandoğlu-Bel Kemikli Öyküler..(foto:jan h.andersen)

SON..


- yarım bıraktığın o öykülerin var ya artık yarım değil
- nasıl yani?
 - hepsini sonlandırdım
- var ya ben de bir şey söyleyeyim o senin sonun!
T.R.Karabandoğlu-Bel Kemikli Öyküler(foto:kevin kwok)

OTOBUR...

bu muydu sosyal facebook..bu mu olacaktı panpişin twitter'ı..çok sevdiğim arkadaşlarımı göremeyecek miydim ben de..ey orhan veli..kandırdın.
keşke uzayda bir dünya daha olaydı.rengi önemli değildi.öbür dünyadan da bahsetmiyorum.hayır gidip gelebileyim.hangisi daha uyarsa oraya yerleşirim diyorum..
sonra bana soraydılar.uzaydaki öbür dünya benzerine giderken yanına alacağın üç şeyi söyler misin?tabi ki söylerim.önce senden başlamamı ister misin?
sabah kahvaltımı pikton'da.öğle yemeğimi istanbul'da..akşam yemeğimi siloris'te..canım illa isterse gelir giderim artık..dönüşler torbaya mı girdi?
orada yaşayanlara sosyallik dersi veririm.örnek olurum.deneyimlerimi aktarırım.dünyanın sosyalleşme savaşlarını anlatırım.
oralı bir arkadaşla irtibat halindeyim belli belirsiz.oralı olup olmadığını bilmiyorum.jumaa gibi.heey robenson.robenson zannetti beni.
sosyalliğim oradan da duyuldu ya sırtım yere gelmez.bir sorunları varmış,sıkılarak bunu anlatmak için akla karayı seçti.nen var jumaa.
değiş tokuş istiyormuş.orda petrol en değersiz maden.hiç bir işlerine yaramıyormuş.ama çok önemli madenleri bitmek üzereymiş.
ot bildiğiniz ot.otsuz yaşayamazlarmış.oo ottan bol ne var.herkes kabul eder bu değiş tokuşu.ot bizde.petrol sizde.savaşsız ticaret oh ne ala..
bunu dillendireyim dedim nerdeyse linç edilecektim.olur mu,petrolümüze kan mı doğrayacaksın dediler.petrol fiyatları düşermiş bollaşırsa..
oysa petrollerine kan doğranmıyor muydu bunların.kimin umurundaydı ki.bilemedim burada da otun her şey olduğunu.
ve üçüncü paylaşım savaşının ot için çıkacağını..töbe töbe..
T.R.Karabandoğlu-Bel Kemikli Öyküler..(foto:christina rollo)

25 Eylül 2011 Pazar

TİBA…PİBA…KİPA…

TİBA…PİBA…KİPA…

-          Gözün aydın..!
-          Hayırdır piba…yine ne oldu?
-          Senin ki sana selam söyledi…
-          Tiba hayırsızı mı?
-          Seni özlediğini  ve en kısa zamanda seni  görmeye geleceğini  söyledi….
-          Hadi oradan…dalga geçiyorsun!
-          Vallahi dalga geçmiyorum….
-          Hani başka birini bulmuştu…yapamadı değil mi bensiz?
-          Yaptı yapamadı onu ben bilemem…bana her şeyi söylemez…seni sadece ziyaret amacıyla görmeye geleceğini  biliyorum…
-          Sabırsızlıkla bekleyeceğim o’nu…yine felekten bir gün çalacağız anlaşılan…
-          Beni masanızda meze yapmayın da…
-          Ya piba ben ne kadar şansız bir adamım ya….
-          Yine ne oldu müslüm...?
-          Ne olacak piba…benim doğum tarihim 29 Şubat…dört senede bir gelir…
-          Ne olmuş yani?
-          Ne olacağı var mı piba? Bir doğum günüm bile yok…
-          Eskiden bu gibi şeylere takmazdın…lolo mu oldun nedir?
-          Ya ne lolosu…olmayan bir gün…ben de sahtecikten de olsa bir doğum günü ayarlayayım diye ağustos’un 10’unu doğum günüm  yapıverdim…
-          Tamam işte…sen de o gün kutlarsın…elinden tutan mı var?
-          Var Ramazan…
-          Ramazan kim…dövelim…
-          Hakikaten köpeksin…
-          Afedersin…
-          Ramazan arifesine denk geldi diyorum…
-          Eee…
-          Felekten bir gün bile çalamıyoruz…yalancıktan da olsa bir doğum günümüzü kutlayamıyoruz…
-          Tiba gelecek ya…o günü doğum günü niyetine yaparsınız….
-          Ramazan’a denk getirmese bari…
-          Getirmez…getirmez…merak etme…
-          Senin tüylerinin arasında ne var öyle…
-          Ne varmış?
-          Pirelendin mi sen yoksa…pis köpek…
-          Şuna bir şey söyle piba…bana pire diyor…pirelendim şimdi…
-          Bana da köpek diyor…sen aldırma kipa…zevzek işte…hem zevzek hem nankör…ne kadar kibirli oldun sen…sen ramazan’da da iç bu kibrinle…huyun, suyun, her bir şeyin değişti senin…ne oluyor sana böyle…biraz hoşgörü canım…kimseyi alçak görme…kimseyi de yüksek görme…
-          Ben bu meymenetsizi hiç sevmedim…adamın kalbi mühürlenmiş…tiba bunda ne bulur bilmem…
-          Tiba’yı bilirsin…git dedi…o’nu koru…kolla…iyi çocuktur dedi…bakma öyle göründüğüne …ben iyiliğini görmedim şu ana kadar…bir kemik bile atmadı…ulan kemiksiz kalasın…iftar sofranda benim yaladığım kemiğe kalasın…
-          Fısır fısır ne oluyor…ne konuşuyorsun…küfür mü ediyorsun…kendi kendine konuşan köpeğe de ilk defa rastladım…pireli…
-          Bak yine pire dedi…ben bunun yanında bir saat kalayım beceririm bunu…
-          Sus ağzını bozma…bakma böyle konuştuğuna…domuzluğuna yapıyor…
-          Ya piba…tiba bu cumartesi gelsin…onunla dertleşmeye o kadar ihtiyacım var ki…rakı…balık…ve deniz…hepsi benden…sadece tiba gelsin…cumartesi…
-          Bir söylerim kendisine…ne oldu yine…iş mi…o mu…
-          İşi bir şekilde yapıyoruz…o…o da değil…ben…sorun benim…benim pire aklım…
-          Bak yine pire dedi…ulan pire babandır…
-          Üstüne alınma kendisine dedi bu kez…babasını da karıştırma…öldü babası…
-          Piba…ben o’nu seviyorum…ama bir şey var beni tutan…anlayamadığım…içimdeki ben o’nu görünce önüne kapanası geliyor…yalvarmak istiyor…gözlerinin içine dalıp gitmek istiyor…ama dışımdaki ben…öylece heykel gibi…hiçbir şey yapmıyor…yapamıyor…bir adım bile atamıyor…karar veremiyor…kendini hazır hissetmiyor…mutluluğu bilmek istemiyor…korkuyor…hayallerini yıkmak istemiyor…tiba bunun çaresini bulurdu…
-          Ne diyo lan bu…dağıtmış…hay aklına tüküreyim…vay hörgüçlü pire vay…içimdeki dışımdaki…kaç kişisiniz…piba…tüyelim…içindekileri dışındakileri bi salarsa üstümüze o zaman zıçtık ki hem de ne…
-          Dur hele sen de…açılsın çocuk…söyle bebeğim…
-          O’nu her gördüğümde…dünyalar benim oluyor…o’nu her gördüğümde…yaşama sevinciyle doluyor…işimi  de severek yapıyorum…kimse benim umurumda olmuyor…kim ne söylerse söylesin üstüme alınmıyorum…ama…daha sonra o’na  söylemeye gelince…bana bir haller oluyor…onun için yaşadığımı unutuyorum…ve sanki onsuz da yapabilirim gibi kayıtsız davranabiliyorum…ben ne oldum…her başarısızlık boyumu o kadar ufalttı ki bir köpeğin tasması bile tutamaz…içim acıyor…o’nsuz…o’nunla onsuzum…böyle bir durum hangi öyküde var piba…korkuyorum piba…şimdi evet’inden de korkmaya başladım…piba…o fabrika bana bazı şeyleri öğretmeye çalışıyor…bunu hissedebiliyorum…iyi insanlar var piba…ama ben de iş yok piba…o canım insanları ve o can gözlümü hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum piba…bana çok şans verdiler…ve her defasında elime yüzüme gözüme bulaştırdım…pire kafam bir türlü anlamak istemedi…
-          Hay senin de pire’nin de…takmış la bu pire’ye…sen pire görmemişsin…ver la buna jilet…verme la jilet önce bizi doğrar bu…
-          Bi dur çocuğu açalım…acıdım şimdi…içim kıyıldı…kap şurdan iki bira…
-          İki bira…işerim ulan biranıza…adam yerine koyulmuyoruz…aşkolsun  sana da piba tüylüsü…tiba’ya söyleyeyim de görürsün sen…üç tane kapıp geliyorum…
-          Kipa, hani nerede biralar?
-          Abijim…şey oldu…
-          Hastir…içtin mi …üçünü birden…ulan pire oğlu pire…kan emici tazmanya canavarı…zift iç…oğlum çocuk bira içmeden açılamıyor dedik…açacaktık çocuğu…
-          Beni dinliyor musun piba…bugün yine her zamankinden daha güzeldi…daha bir farklıydı sanki…ama…piba ben yine gideceğim…sahile…içmeyeceğim…sadece sahili seyredeceğim…denize bakacağım…dalgaların sesini dinleyeceğim…sana söylemiş olmam lazım…ben denizi seyretmeyi severim…denizle konuşmayı severim…dalgaları severim…o dalgaların gelipte ayağımı bulmasını severim…ben biraz denizi o’na benzettiğim için bir başka sevmeye başladım…aslında ikimize benziyor…özellikle Karadeniz…biliyorsun Karadeniz açıldıkça derinleşir…derinleştikçe hırçınlaşır…hırçınlaştıkça gel gitleri çoğalır…piba…o benim için bir hayal mi…söyle…tiba gelmesin ne olur…utanırım…giderken söylemişti…ben döndüğümde yanında o olsun demişti…o yok…tiba yüzüme tükürür…utancımdan ölürüm…söyle gelmesin…
-          Bir denerim…
-          Lütfen…söyle…
-          İt is a tree beer…
-          Senin de yarım yamalak İngilizcene de…ağza bak ağza…bi de gülüyor…içti biraları…İngilizcesini hatırladı…
-          Fena mı yaptım abijim…hıck..! günaha girecektiniz akşam akşam…sende bana pire dedin…kırgınım…
-          Hem suçlu hem güçlü…şuna bak şuna…Allahtan boyun yok…bir de boyun olsa hepimizi düzüp, üstüne sigara da içerdin…
-          Ben sigara kullanmam abijim…bira içerim…
-          İn lan tüylerimden…
-          İnmiyom…inmiyom…
-          Piba beni dinlemiyorsun gibime geliyor…ben o’nu o varken daha çok özlüyorum diyorum…yanımdayken…acı duyuyorum diyorum…hem yanıma gelsin…sesini duyayım…hem de tavşan gibi kaçıyorum ondan…bu işi çözse çözse yedinci kızkardeşim çözer…başkası çözemez…gözlerle tek anlaşabildiğim…o çözer…
-          Bu dallamalık yapacak yine…en iyisi cumartesi tiba’yı çağırmak…
-          Tiba gelecek ama bu ara çok işi var…çocuğa yalan söyledim…biraz moral bulsun, avunsun diye…ramazan bitsin…oruçlu çocuk…tiba alkolik…ben arada bir…
-          Ben…ben…
-          Sarhoş pezevenk…bedavacı…beleş mezar bulsan gireceksin…piresin oğlum sen…düşsene tüylerimden…berbere gideceğim…çek sıfır diyeceğim…o zaman neyime tutunacaksın çok merak ediyorum…
-          Sen de köpeksin oglim…doğru diyor meymenetsiz…meymenetsizi daha çok sevmeye başladım…indim ulan…meymenetsize binecem…hıck…
-          Sırtım, saçım, kaşım her bir tarafım kaşınıyor piba…terden sırılsıklam oluyorum…bir çek yaptırayım diyorum…
-          Pirelendin sen…aşk piresi…girdi mi çıkmaz…bıraktım peşini dersin…daha çok düşersin üstüne…sanki o senin kadının gibi davranırsın…aşık ol , sev, tutkuyla sev, delicesine sev, o’nu yere göğe komayacasıca sev, o’nu öyle sahiplen ki o’na en yakın akrabası bile dokunsa dönüp sana afedersin desin…ama sen işini de sev ne olursa olsun…işini sahiplen…işini iyi yap…sen verilen işi doğru düzgün yap…gerçi seviyorsun aslında orasını…şimdiye kadar çoktan gitmiştin başka yerde olsan…hiç yapmadığın bir şey değil…daha ne oldun…daha doğmadın bile…sekiz aylık…mesai arkadaşların iyi…hepsi iyi…arada olur bazı şeyler…evinde bile oluyor…olmuyor de…ha diyeceksin ki karşılıksız…karşılık diye bir şey yoktur…karşılık bekleme sevgine…aşk bu…sevgi bu…daha ne istiyorsun…yıllardan sonra…eros acımış seni…ne güzel…sev işte…işini de o’nu da sev…sev ki büyürsün…insanları sev…hayvanları sevdiğin gibi…doğayı sevdiğin gibi…memleketini sevdiğin gibi…sev karşılık beklemeden…sevgilerin en güzelidir karşılıksız birini sevmek…alacağın olur…borcun olmaz…
-          Oh be burası iyiymiş…havadar…boğaz manzaralı…tüylü’den kurtulduğum iyi oldu…ne kokuyor lan bu…hiç sevmem ben parfüm kokusunu…her gün de duş alır lan bu…erkek adam ayda bir duş alır…metroseksüelmisin nesin…
-          Piba, işte burası çalıştığım yer…her taraf masmavi…özgürlük çağrıştırıyor sanki…ama benim için böyle olmadı…kâbus gibiydi benim için ilk günler…benimle işe başlayanlar burasını babasının malı gibi kullanmaya başladı…sanki burada doğmuşlar gibi…o kadar rahatlar…oysa ben gün be gün saat saat bitiyorum burada…bunda kimsenin bir suçu yok…hep şansızlık yaşadım…bir ara gerizekâlı konumuna bile düştüm…bu durumu silebilmek için çok uğraştım…ama çok yoruldum…dalgınım…bir olay yaşadım…tiba’ya söylemiştim…o olaydan sonra bölüm değiştirdim…yeni bölümüme alışmaya çalışıyorum…yeni yeni arkadaşlar geldi…hepsi bej…eskilerle kaynaştılar…ben de kaynamaya çalışıyorum…ama demliği galiba ocağa koymayı unutmuşum…biraz uzun sürecek bu kaynama galiba…burası yeni bölümüm…buraya da yeni taşındık…bir cumartesimi yediler…”kırkikindi insanları”mı yediler ama iyi oldu…burası…gökyüzünü görebiliyoruz hiç olmazsa…şimdi toplantıdalar galiba…bir ben varım…her zamanki gibi…çelikbaş…
-          Güzelmiş yeni yerin…nesine alışamazsın buranın anlamadım gitti…bana buraları ayrıntısıyla resmediyorsun ama ilk defa gözlerimle görüyorum…aynı tasvir ettiğin gibi…hafızan iyiymiş…”Mekansal Yalnızlık”….
-          Ne kokuyor lan burası…mis gibi…bir şeye benzettim ama…ooh…içim geçti be…ya neye benzetiyorum bu kokuyu ya…hatırlayacağım canına tüküreyim….
-          Kauçuk…
-          Bizim bildiğimiz…araba lastiği olan kauçuk mu..?
-          Üstüne bastın…
-          Neye bastım ulan..!
-          Ya tahminin doğru demek istemiştim…boyun kısa aklın da kısa mübarek…
-          Araba lastiği mi üretiyorlar..?
-          Hayır arabaya ama lastik değil…
-          Ne çok mu gizli..?
-          Yok da ayıp olur…reklama girer…bir de içeriden bilgi sızdırıyorlar demesinler…çocuk zaten zor durumda…hepten beter etmeyelim…
-          Arabada lastik dışında kauçuk mu var…bir dahakine dikkat edeceğim…ama iyi kokuyor…sadece bu kokuyla sarhoş olurum…
-          Sana o’nu göstermeye can atıyorum piba…ama önce bir depoya uğrayalım…şu stajyer kızımıza bir ayakkabı verelim…
-          Aha burası neresi böyle…ne la bunlar…bunları sen mi veriyon?
-          Burası da benim ikinci mekan…sana bahsetmiştim…buraya gelince rahatlıyorum…gerçi çok sıcak içerisi…olsun…kendimle baş başa kalıyorum…o’nu değil ama hiç olmazsa o’nun burada olup olmadığını öğrenebiliyorum…
-          O kim la…ha şimdi anladım…ya beni bile merak ettirdin ya…helal olsun…kapıyım şurdan üç bira daha…açılırsın…
-          Ya de sittir git…seni bir kapacağım…ziftin pekini iç…açacakmış… bir sus…gözlerin doldu…yine ne oldu…
-          O burada değil…nerede şimdi bu…boşu boşuna beklemişim bu günü…geçmez bu gün…o’nsuz..
-          Belki iş için gitmiştir…yarın görürsün…
-          Yarın diye yok benim için piba…bir torbaya doldurmuşlar tüm yarınlarımı…birinci çinko…ikinci çinko…bana sonunda tombala denecek…yarınlar diye…dünler…yarınlar…benim bugünüm de yok piba…
-          Vıcık vıcık ağlıyor yine bu be…getir la şırınga…erkek adam ağlar mı be…böüü…böüü…bu ağlar ben gülerim…iyi vakit geçireceğiz bunlan…şeker şey…sevdim ben bunu…o kadar meymenetsiz değilmiş…sızma zeytinyağıymış puhaha…
-          Kipa…şurada ayağımın hemen dibinde bir bira şişesi gördüm gibime geliyor…bir el atsana…
-          Hani ben göremiyom…nerede nerede…ciykkk!
-          Kipa’dan bir süre kurtulduk…ya bu kadar dert etme…sen geniş gönüllüsün…düşündüğün gibi değildir…herkes senin gibi oturmuyor ki…bu işyeri bir şekilde dönecek bunlarla…bunlar önemli mevkideler…sen dert etme…
-          Moral mi verdin şimdi…artık bıktım aşkı tek başıma yaşamaktan…oysa çok çağırmıştı beni…sen alışıksın, benim çocuğumsun, kokuma alışıksın…gel senin çaren benim diye açmıştı lacivert kollarını…dinlemedim…kıyamadım o’na…bir kez daha denemem lazım dedim…son bir defa…bu kadar kısa olmaz…kısa bana yakışmaz…ama tek başına galiba bu kadar olabiliyor…8.rauntta nakavt…nereye…nereye diye sorma…ben kimin çocuğuysam oraya…ben denizin çocuğuyum…Çoruh da bir yerlerden akıyordur bana…geliyor kahverengim, laciverdin…
-          Pes yani… bu kadar…nerede senin mangal kadar yüreğin…hani sende mangal kadar yürek vardı…yussuf yussuf…maçan yok senin…kaç…öl…as…don…boğul…şakağına sık…geber…intihar kaçkını…kurtuluş mu olur sanıyorsun…şurada ayağımın dibinde bir bira şişesi gördüm sanıyorum bir el atsana…
-          Bira şişesi mi…ulan tüylü yamyassı ettin la beni…hani nerede…ciyyk!
-          Pire sazanı…
-          Bu ses senden mi geliyor piba?
-          Dek’im çalıyor…buraya geleceğim diye tiba’ya söylemiştim…o da bana dek’ini verdi…burada bunlar modaymış…tiba arıyor…bakayım mı?
-          Tiba…tiba…tiba…bak…bak…bakma…bakma sakın…ben gidiyorum…
-          Bakmazsam fena yapar hepimizi…alo ben piba…pardon tiba, yani adettendir kendini tanıtarak telefona bakmak…ha bu dek diyorsun…ve dek’i sadece sen kullanıyorsun…ve seni aradığımı bilmiyormuşsun gibi davranma diyorsun…yanımda kim var biliyor musun..? Hemen ayağımın dibinde…ağlıyor…
-          Ağlarım tabi…pis tüylü…hiç acımadan pire gibi ezdin…köpoğlu…
-          Hemen ayağımın dibinde…çok hüzünlü…bira içince nasıl oluyorsa aynen öyle…
-          Hani nerede…bu sefer şaka yapmıyon dimi…şaka olmasın hani nerede biriiyyk!
-          Bipa ben bugün çok yorgunum…sen dolaş…hem orucum hem onsuzum bu yüzden keyfim yok…fazla göze batmasam diyorum…hani çöpüz ya ondan…
-          Bir dolaşalım bakalım fabrikanı…kimseye sezdirmeden bunu nasıl başaracağım onu düşünüyorum…
-          Kimse ne anlayacak seni…köpeksin diyeceğim ama alınacaksın şimdi neyse…yalnız bırak beni…şu yuvarlak masaya başımı koyup kestireceğim…
-          Çiftlik gibi yerdesin…yine şikayet eden sensin…bütün gün uyuyorsun…evinde bu kadar uyumamışsındır…
-          Uyumuyorum…dinliyorum…baksana şunlara…kedi köpek gibiler…ama ne şekerler değil mi…hayat dolular…neşe saçıyorlar…şunların yanında ne kadar gençleşiyorum bilmez misin…bunlar da iş var…ikisi de mesleğinde çok ileriye gidecekler…inşallah hayat bunlara da oyun oynamaz hep böyle iyi kalırlar…ama bu iki fındık kurduna güveniyorum piba…güneşi içmişler gibi…hiç gece görmemişler…bunlar hayatı ekmek arası yapıp yerler…kork bu bıdıklardan ey hayat…bu kez işin bir hayli zor…
-          Bu kim la…aynı ben…hayata tersten gelmiş…kim bu zevzek…aynaya bakıyom kipim…
-          Hakikaten kim bu…nereden çıktı şimdi?
-          Birisini soruyor la sana…kimi soruyo…pek’ini soruyor…
-          Kipa bir sus da ne diyor anlayalım…
-          Takma piba…iyi çocuktur aslında…bu da kendini bu şekilde yansıtıyor dünyaya…hiç olmazsa yansıtıyor kendini…biz bunu bile yapamıyoruz…öylece mal gibi…cevap bile veremiyorum…terslemek de istemiyorum…iyi çocuk demiştim…açmaya çalışıyor güya…kendisi böyle açılmayı tercih etmiş…ne bilsin beni…herkes senin gibi olamaz ki…be çocuk…
-          Elinde ne var bunun…madem bilmiyon ne diye eline alıyon …bilmediğin şeyler tehlikelidir amcası…
-          Cevap versene sende mi bilmiyorsun…8 ay oldu halen öğrenemedin neyin ne olduğunu…nen var senin kuzum…
-          Bak şimdi gözlüğü aldı eline…saymıyo diyo…o saymaz biz sayarız…çapak mapaktan bahsediyor…şeyine girermiş…şeyine girer ama şeyin gözlük tutmaz…
-          Bunun içinde de bir çocuk var…nasıl oynuyor seninle…
-          Dedim ya iyi çocuk…neşeli çocuk…ama eşit değiliz…cevap veremem…gel benim mecrama…alanıma gel…sahte maskelerden anlamam…gerçek maskelerden anlarım…gel çıkar maskeni çocuk…bana kendi yüzünle gel…zorlama kendini…sadece gülerim sana…pek’i görme bahanesiyle beni görmeye geldiğini bilmez miyim…sen kurulmuşsun buradakiler gibi…aslında böyle değilsin…gel seninle en iyi bildiğin konu hakkında tartışalım…mesela parayı işletme konusunda…sen iyi işletirim diyordun…ilk seni tanıdığımda…pek’i boşver…eşantiyon geldi o…o sana yaramaz…gel benim yamacıma da sana iyi bir hayat dersi vereyim…ama burası bunun yeri değil…kendimi rahat hissetmiyorum…ifade özürlü oldum…en iyi bildiğim konularda bile nasıl davranılması gerektiğini bilemeyecek konuma geliyorum…burası olmaz…
-          Kızdırma beni alırım seni de ayağımın altına…patim büyüktür…çocuğu rahat bırak…hem oruç hem onsuz…attırma kafasını…ben bile kurtaramam seni sonra…
-          Oh be gidiyor…ben buna biniyorum bakalım nereye gidiyor…merak ettim şimdi…aynı ben…hayata bit yavrusu gibi bakıyor…hoşçakalın beyler…
-          Kipa, gitme oğlum…vay uslanmaz gitti…onunla…çocuğu kaşındıracak şimdi…ama iyi oldu…çıkmaz sokakta neler olup bitiyor kipa zevzeğinden öğreniriz…iyi oldu gittiği…bir süre kipa’sız rahat ederiz burada…
-          Yarın Piba, 14 ağustos …ne anlam ifade ediyor sence…
-          Öhö…şey ben biraz yaşlıcayım…günleri haftaları karıştırırım biliyorsun…14 ağustos benim için en ufak bir imge bile uyandırmadı zavallı dimağımda…sen söyle…
-          Onsuzum piba…o olsaydı yanımda…o gün belki her şeyi söyleyebilirdim…o’nu ne kadar istediğimi…çok ciddi olduğumu…onsuz yapamayacağımı…onsuz nefes alamayacağımı…artık ben onla hayatı noktalamak istediğimi…içimde onun için tüm hissettiklerimi bir bir anlatmak isterdim…ama o yok piba…
-          Bunları gerçekten yapabilecek miydin…hiç sanmam…hem hazır değilim diyorsun hem her şeyi söyleyeceğim diyorsun…bir karar ver…bekleyecek misin…yoksa her şeyi söyleyecek misin bir an evvel…
-          Haklısın…kararsızım…bir oraya bir buraya yalpalayan rüzgarsız ve rotasız bir gemi gibiyim…ben o’nu sığınacak bir liman olarak gördüm…beğendim o’nu…aşık oldum…sevdim…bağlandım…ben o’nun kollarında uyanmak istiyorum…elimden bir su gibi kayıp gitmesinden korkuyorum…acele etmem bundan…ya elimden kayıp giderse…tutunacak nem kalır bende…
-          Allah sabırlar versin…sana şimdi bu kadar bağlanma diyeceğim ama bunu sana en şık bir şekilde nasıl anlatabilirim inan bilmiyorum…tiba’ya bir söyle geldiği vakit…seviyorsun…aşıksın…ama ya o? Hiç bunları düşündün mü? O yüzden diyorum…o zaman daha çok üzüleceksin…ve korkuyorum delilik yapmandan…
-          Uslanmaz köpek…delilik yapacağım ve bu hayattaki son delilik olacak…
-          Biraz uyu…bunları sonra konuşalım…bakalım burası nasıl bir yermiş…çıkıp bir dolaşayım…”hem kipa’ya bakarım, inşallah ortalığı karıştırmamıştır…bütün kauçukları kaşındırır bu zevzek”…uyudu…bu iki çocuk bizim koca bebekle ilgilenirler…bunlarda kedi köpek gibi maşallah…hayata nasıl gülen gözlerle bakıyorlar…hayat yeni bunlar için…bizimki ders alsın bunlardan…hadi kaçtım ben…
-          “kipa’yı bulamadım…nerede şimdi…ayaklar altında ezilmese bari…o çocuğa binmişti…o’nu gördüm ama kipa yoktu…hay allah…”
-          Neresi la burası…güzel kokuyor desek de inanmayın…şimdi buradan nasıl çıkacağız bakalım…zıpla zıpla nereye kadar…pire değiliz ki kardeşim…o kadar zıplayalım…kauçukta kokmuyor burası…ne kokuyor burası…bu kokunun da yabancısı değilim ama inşallah düşündüğüm değildir…
-          “belki bizimkine dönmüştür”
-          Piba nen var çok düşüncelisin?
-          Yok bir şey aradığımı bulamadım…
-          Ne aradığını öğrenebilir miyim? Biz bulabildik mi acaba…
-          Ne o ağzın kulaklarında…ama yine de bir hüzün var hüzünlü mutluluk yüzünde akıyor…
-          O döndü…yanımdaydı…karşımda…o’nu gördüğüme sevindim…çok mutluydu…o mutlu ya ben de onun adına biraz mutluluk kırıntısını yüzümde sakladım…azıcıkta olsa…
-          Deme…çok sevinmen lazımken yine hüzünlüsün…
-          Hüzünlüyüm…tiba geldi…bir başkasının kılığında hem de…tiba böyle şeyleri yapar mıydı sence?
-          Tiba gelse dek’imi bir yoklardı…yapmaz böyle şeyler…
-          O zaman o aynı tiba gibiydi…adam yüzüme pat pat söyledi…her şeyi…tiba gibiydi…
-          Ne söyledi...?
-          Burada senin tek yapacağın bu işler…başka şeyler yapamazsın dedi…atak ol dedi…öyle yuvarlak masada oturarak vakit geçmez, kapının dışına korlar dedi…tasviye olursun dedi…raportor maportor mu ne isteniyormuş…sen yaparsın…maske ayakkabı falan filan bunlar da bir iş dedi…yılbaşına kadar sabret dedi…iş verince yapan konumuna düşme dedi…bunun gibi şeyler…daha başka şeyler söyledi…ama kafamın içi bomboş…gerisini algılayamadım…adam söyledi işte…Düzcelisin,espriden anlarmışım gibi şeyler söyledi…düzgün adam…adam gibi adam…dürüstçe söyledi işte…ne yapmam gerektiğini…o sanıyor ki işimden şikayetçiyim…sadece o değil…diğerleri de…ama ben yaptığım işlerden o kadar da şikayetçi değilim…yanlış biliyorlar…yanlış tanıdılar beni…güzel adam iş bekleme…iş üret diyor…ama işin tekniğini bilmiyorum…biliyorum bunu…benim yapabileceğim şeyler adamın söylediği şeyler…güzel insan haklı…ben ancak burada bu gibi şeyleri yapabilirim…bu işe yeteneğim bu kadar…dış görev gibi bir şey…kauçukla ilgili olmayan şeyler…ha bir de böyle gidersem üretimi boylarsın dedi…
-          Hay ağzını öpem…iyi şeyler söylemiş…seni ancak böyle şeyler getirirdi…kendini toparla…ben bir tiba’yı arayayım…tebdili kıyafetle hiç buralara geldin mi…diye bir sorayım kendisine…eğer tiba gelmediyse bundan sonra tiba’ya gereksinimin kalmadı demem gerekiyor…bu adam sana yeter…helal olsun adama…
-          Haklısın ama…ben bu işleri yapadururken o’nu hepten kaybederim…biliyorsun…o’na büsbütün ulaşamam…o’ndan uzaklaşırım…o’na karşı yakınlaşma cesaretim tozlu raflarda yitip giden hiç okunmamış bir kitabın son sayfası olarak kalır…piba ben nideyim…benim daha bitmediğimi nasıl göstereceğim…burada olmaz bu…em’ede göstermem gerekiyor…moralim bozuk piba…ben gitmem gerekiyor…benim bitmediğimi herkese göstermem gerekiyor…ama bu şekilde değil…burada olmayacak piba….hani sana çok önemli bir sınavdan bahsetmiştim ya o sınavdan çok komik puan almışım…benim ölüm bile 70 olurdu piba…bu kadar aklım boşalmış…bazen düşünüyorum da ben 7 sene nasıl eğitmenlik yapabilmişim diye…çocuklardan utanmaya başladım…onlarla karşılaşmak istemiyorum…utanıyorum onlardan…özür diliyorum…affetsinler beni…haklarını helal etsinler…etmesinler…ben cezama razıyım…affedemem…bunun cezasını bir şekilde çekmem gerekiyor…em çalışmadın dedi…ben hiç çalışmam ki…yaşlandın dedi…yaşlanmışım…galiba içimdeki çocuk da ölmeye başladı…yaşlandığımı ben burada anladım piba…ben yaşlandım piba em doğru söylüyor…ben bir hiçim piba…o’nu gördüm sadece…sadece o’nu gördüm…
-          Yetmedi mi?...sevdan hani büyüktü senin…hani o yanında olursa yerleri süpürmeye bile razıydın…sen burada bir vasıf daha eklemişsin…dilim varmıyor söylemeye ama palavra yaşıyorsun gibime geliyor…ne yapayım söylettin işte…
-          Piba palavra değil…sevgim büyük…o’nu sevdiğimi daha kaç kere söyleyeyim…bizim evin önündeki dut ağacının her yaprağına o’nu seviyorum diye kazıdım…o’nu seviyorum…o kadar güzeldi ki bugün…handiyse sarılacaktım…nerede kaldın diye…yine mutluluğumu belli edemedim…yine gözlerinin içine dalamadım…gözlerinin içine salıncak kurup sallanamadım piba…kıyamıyorum piba o’na…ben o’na layık değilim…o daha iyilerine layık…o kadar günahsız ki…o kadar zarif ki…ben bu hiçliğimle…bu alçaklığımla maddi manevi…nasıl kıyarım o’na…bir insanı sadece sevmekle bu hayat devam etmez…bir kadını her konuda mutlu edebileceksin…hayatının sonuna kadar…kavga ederken bile kırıcı olmayacaksın…o’na bir bebek gibi bakacaksın…incitmeyeceksin…koklayacaksın bir saksıya koyacaksın ve her gün sulayacaksın…o’nun üzüldüğü şeye sen daha fazla üzüleceksin…galiba ben bunu bu moralle yapabilir miyim…bu taşeronluğumla…bir çay kapıver ile…bu bitik halimle…em bile dedi…yaşlısın…içimdeki çocuğu galiba yitiriyorum…yaşlıyım…ben o’na layık değilim…ben orada o’na layık değilim…bitmediğimi göstermem gerekiyor bir şekilde…ama orası buna uygun değil…ama ben gidersem ordan giderim o’ndan değil…bunu o da bilsin…o hep içimde kalacak…ve o gün belki ikimizin başlangıcı olacak…belki de…bu dünyada yapabileceğim muhakkak bir iş vardır…bana uygun…varlık gösterebileceğim…bende varım…daha bitmedim diyebileceğim…vardır değil mi? Ne olur var de…
-          He var…ne var…bu yaştan sonra…git ingiltere’ye…acayip Türkçe konuşurum de…
-          Anlamadım…nasıl yani…
-          “kipa olsaydı şimdi…seni bi güzel be…”
-          Sustun…yok ha…bittim ha…öyle kalayım…hiç büyümeyeyim…öyle pire olarak kalayım…sonra ben o’nu seviyorum diyeyim…aşıklık taslayayım…
-          O sevdiyse seni bu halinle sevmiştir…sevdiyse…o’nu nasıl sevdiğini o biliyordur muhakkak…kadınlar erkeklerden daha hisli olurlar…anlarlar…erkekler biraz odundur bu konuda…
-          Hah şimdi oldu…yaşlı odun…sobaya at bütün kış ısın…
-          “kipa’mı geldi?”
-          Hay kuyuna tüküreyim…nereye düştüm la…pibaaa…pibaa…köpoğlu neredesin?...etraf kokuyor…bir buradan çıkabilirsem kırklanmam gerekecek canına yandığımın…

BÖLÜM 2

-          Kipa ne bu hal? Çok boktan görünüyorsun…
-          Ulan beni sen getirdin buraya…şimdi utanmadan dalga geçiyorsun…
-          Git bir duş al istersen…çok fenasın…pireleneceksin oğlum…
-          O nerede…göremiyorum…
-          Hastaneye gitti…ısırdın her bir tarafını…cildiyeye gitti…ben sana demiştim…vücudu hassas bastığın yerlere dikkat et dedim…bak senin yüzünden cildi bozuldu çocuğun…pardon çocuk değil artık…
-          Çocuk değil mi artık? Adam mı oldu?
-          Bakalım adamlığı becerebilecek mi…adam oldu ya bizi de beğenmez artık…
-          Çok komik bir adam olacak…bu kesin…alışana kadar zorlanacak biraz…
-          Uzaktan da olsa biraz yardım edeceğim…sen karışmayacaksın…daha ilk günden bozarsın…yalaka yaparsın…adam dediğini yalaka olmasın diye gündüzleri bağlayacaksın…geceleri salacaksın…
-          Ben bu tekniği bir yerlerden hatırlıyorum galiba…tiba seni elime verdiğinde bu tekniği denemiştim…birazcık işe yaramıştı…ulan köpek mi yetiştiriyon…?
-          Evet benim gibi sadık köpek…sahibine sadık ama düşmana aman vermez…
-          O’nun da senin gibi tüyleri çıksa ne iyi olur…bir sana binerim bir ona…gel keyfim gel…
-          Kansız…sen bunları boş ver de neler yaptın bensiz onları anlat bana…
-          O’nu gördüm…tarife uyuyordu…heyecanlandım…yanında yürüyeyim dedim…beceremedim…bir ara durdu…bir kapıya yöneldi…çıkmaz sokağın kapısı…kapıyı açayım dedim yanlışlıkla üstüme bastı…canım acıdı biraz…pardon demedi…kalbim kırıldı…ben de o kızgınlıkla küfrettim…duymadı…iyi ki de duymadı…bunları sana söylüyorum…kimseye söyleme…şey ben galiba aşık oldum…
-          Ne diyon lan…yengene mi? Utanmaz hain pire… pire boylusun ama ihanetin büyük…koynumuzda karga beslemişiz…
-          Ne yapayım aşk ferman dinlemiyor ki…üstüme bir basışı vardı…inan bana hiç kimse bu şekilde basmamıştı ayağıyla…acıdı, canımı yaktı, kalbimi kırdı, pardon bile demedi…ama beni aşık etti…galiba ben mazojistim…acı çekmekten hoşlanıyorum…bir bu eksikti canına tüküreyim…
-          Fırlamasın sen…tiba bana uslanmaz diyor bir de…sana ne kadar yüz veriyor…ayıp ediyorsun…o’nu ne kadar çok sevdiğini biliyorsun…nasıl yaparsın bunu o’na…
-          Ama kızda bana bastı…gidip o’na basmadı ya…bastıktan sonra bana bir bakışı vardı görsen inanamazsın…işte beni yangınlara sevk eden o bakışlardı…
-          Palavra atma seni nereden görecek…basmıştır sana o kadar…hıyar…ayağına bir toz zerresi yapışmıştır onu ayağından silkelemek için bakmıştır…sende kendini dev aynasında görüyorsun…sen kimsin yoksun aslında…aslında galiba bizimki de öyle sanıyor…kendisi için geldiğini sanıyor ofisine…kız iş için geliyor…bizimki beni görmeye geldiğini anlıyor…terapiye ihtiyacı var…o yüzden içindeki çocuğu öldürdüm…biraz adam olsun…geriye kalan hayatında biraz adam takılsın…travma üstüne travma…kaybedeceğiz…kurtarmaya çalışacağım…tiba kesin talimat verdi…ben gelene kadar o’nu düzeltemezseniz önce ben sizi düzeltirim sonra o’nu tarih sahnesine yollarım dedi…kipa sakın sen karışma…o kızdan uzak dur…aşık olma…üzme bizimkini…çok zor durumda…aşkını pireye kaptırdığını düşünürse…bir travmayı daha kaldıramaz bu kez…
-          Gidip söyleseydi ne yapayım…ben mi düşüneyim o’nu…asıl o karışmasın aşkıma…gidip söyleyeceğim aşkımı…size görür görmez aşık oldum diyeceğim…biliyorum boyum yok…ama sana karşı duygularım var diyeceğim…bırak o’nu diyeceğim…o pire…boyu var ama pire…benim boyum yok ama hiç olmazsa seni seviyom diyeceğim…bebek bana takıl diyeceğim…o klasik müzik sever ben sevmem diyeceğim…ben gezmeyi tozmayı severim, o odasına kapanır diyeceğim…ben şarabı severim o çaysız yapamaz köylü…Karadeniz köylüsü…ne yapacaksın o’nu diyeceğim…o hayattan nefret ediyor…nefreti kadar da seni seviyor ama ben hem hayatı seviyorum hem de seni seviyorum diyeceğim…piba sen de karışma hakkın yok buna…aşkımla arama girme…
-          Kafayı yemişsin sen…hayali bir varlıksın sen…seni görmez…bir ben görürüm bir de bizim gamsız…o seni duyamaz…bir ben duyarım seni…bizimki bile duyamıyor seni…hayatı sevsen ne yazar…hayat seni tanımıyor ki…sen kafdağında bir masalsın…sonlanmamış…
-          Bana baktı diyorum sana…göz göze geldik diyorum sana…gözlerinden anladım beni sevdiğini…hoşuna gittim işte…kandırıkçı…
-          Ayakkabısına bakmıştır…ben seninle mi ilgileneceğim o’nunla…ah tiba ah…iki sorunluya dadı ettin beni…sana da yazıklar olsun…bu tüylü başıma ben ne yapayım bu zırsalaklarla…
-          Tuvalete paspas ettiler…görüyorsun değil mi piba? Hani ilk günlerdeki canım cicim yok bebey’de…minnet etmiyor…kendisi gibi bejler çoğaldı ya…tüylendi biraz…öbür matruşkasını çıkardı…
-          Çok da tuvaletin yanı değildi…soyunma dolaplarına gidilen merdiven…tamam biraz ayak altı…ama orada çalışıyorsan yapacaksın…veya çalışmayacak evde oturacaksın…sen İngilizce bilmiyorsun üstelik…ekstra almanca…ah bir de Fransızcan olsa yeme de yanında yat…işte o zaman o tuvaleti yalatırdın millete…değil mi?..biliyorum yapmazsın sen o kadar çiğ bir adam değilsin…senin hesabın başka…ama o hesap tutmadı…o hesabın tutması için senin gibi dürüst insanların bulunması lazım…matruşka bebekleri değil…
-          What?
-          Bir sus kipa…
-          Ben İngilizce biliyom…çabuk tuvaleti tinerle…ben o’nu da kaparım bu gamsızdan bu İngilizcemle…
-          O maskeyi görünce neyi düşündüm biliyor musun?..Karadeniz insanlarını…birer birer kansere verdiğimiz o can insanları…ne değerleri toprağa verdik…o lanetli hastalığa kurban verdik…kazım koyuncu, erkan ocaklı, Osman yağmurdereli vb…ben iki dostumu…peş peşe üçer ay arayla toprağa verdim…dayım ile babamı…kanserden…onlar da Karadenizliydiler diğerleri gibi…ben şimdi bunları düşünürken nasıl orayı o maskeyle tinerleyebilirdimki…evet korkuyorum…ben kanserden korkuyorum…ve orası bana şafak attırıyor…tamam mı bebey? Anla beni ne olur?
-          Haklısın normal halin çekilmiyor senin bir de kanserli halini düşünemiyorum bile…zaten senin gibi bir insanın yapabileceği bir iş değil…bir türlü değerlendiremediler seni…ben de ufak ufak söylediklerine katılmaya başladım…seni nereye koyacaklarını bilemiyorlar…yalıno bile şaşırdı…makine değilsin…sen insan bile değilsin…anladılar mı şimdi farklı olduğunu…yazık ama el anladı…iç anlamadı…hakikaten bizden başka kimsen yokmuş…”ıssız adam”…seni anlatmış biraz…senin yanından geçen ıslık çalması gerekiyor o derece yani…
-          Gördün işte…iç’e daha çok kırgınım…iç’i görüyorsun…kendi parçalarını tanıyamamışlar…onlar beni değil kazandığım katma değere bakıyorlar…ben öleyim ama bir şekilde gelir devam etsin benden, eğer ben ile bensizliğin ayırtına varabilsinler ne olayım…adamlar beni tuvalete paspas ettiler diyorum…kendimi beş kişinin koynuna girmiş kaşarlanmış fahişe gibi hissediyorum diyorum…hiç umurlarında değil…gelir geliyor mu sen ona bak…sevgili babama da aynı şeyi yaptılar…adam 60’ında gitti…
-          Ve seviyorsun…
-          Hayır ben seviyom…
-          Sen sevmiyorsun o seviyor…
-          Evet seviyorum…işte biraz da bu yüzden gitmek istiyorum…nasıl acıyarak baktı gördün mü…
-          Sana öyle baktı ama bana nasıl baktı hayranlıkla…bacak bacak üstüne de attım…yaslandım koltuğa…ellerimi de koltuğun arkasına dayadım ağalar gibi…hayran hayran bir bakışı vardı…pireoğlu Mustafa Bey…peh peh peh…
-          Vay hödük vay…amma kasıldın sen ya…kızın elinde mikroskop yoktu ki seni o mesafeden görsün…ya ne kadar gelinpire oluyorsun…sen yoksun diyorum hayali varlıksın…la havle…ve la kuvvete…inna sabirin…
-          O acıyor ben seviyorum…ben daha fazla acınacak duruma düşmeyeyim ve bir an önce gideyim ordan. Yapılacak başka bir şey yok…ama şunu bilsin ki hislerimde o kadar ciddiydim ki…ama o da haklı…ben kendimi beğenmezken bu halimle…yine de o’nu sevdiğime ve bundan sonra seveceğime pişman olmadım…olmayacağım…kendine iyi baksın cangözlüm…eğer bir gün beni bulmak istersen emrine amadeyim her zaman…bilirsin ben sadığım…bekleyeceğim bana dönene kadar…o zaman ne olursan ol…sana razıyım…sen ol yeter ki yanımda…zamansız…seni bekleyeceğim…seni seviyorum…seni seviyorum…
-          Oh be sen bir aradan çık bakalım…ben buradayım…o’na göz kulak olurum…puhaha…vah gamsız vah…hırsıza kasayı teslim etti…len oglim beni tanıyan bir kız bir daha başkasına yar olabilir mi…aşkım…aşkım…ben de…ben de…


Tezel R.Şimşek-Tiba-Piba-Kipa...(foto:pilar silvestre)